GÜMRÜK TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ*
Türk Gümrük İdaresinin, Anadolu devletlerinden Osmanlı'ya,
Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Cumhuriyetin kuruluşundan da bugüne
ulaşan uzun tarihine baktığımızda; "Türk Gümrük İdaresinin" yaşayarak, değişerek,
dönüşerek gelen uzun bir tarihi öyküsünü görüyoruz.
Tarihte ilk gümrük işlemlerinin yapıldığı yer olarak bilinen
Anadolu toprakları üzerinde vücut bulan her karışı şehit kanlarıyla sulanan misakı
milli sınırları üzerinde yükselen yeni Türk Devleti farklı ekonomik ve siyasi uygulamalara
sahip önemli bir kısmı bizden kopartılan sekiz ülkeyle komşuydu. Yaklaşık olarak
2753 km
kara
8300 km
deniz sınırlarına sahip bulunan Türkiye, dünyanın kavşak noktasında bulunuyordu.
Osmanlı Devletinin enkaz haldeki ekonomik yapısı içinden, top
yekûn ulusça verdiğimiz bir İstiklal Savaşı sonrasında fışkıran Genç Türkiye Cumhuriyetinin
hayat kaynaklarından birisi de memleketin ekonomik varlığı idi.
Atatürk, askeri alanda verilen büyük savaşın kurtuluş için
yetmeyeceğini asıl mücadelenin siyasi ve ekonomik alanda verilmesi gerektiğinin
farkındaydı.
Kurtuluş savaşı sonrası, bağımsızlığını kazanmış olan Genç
Türkiye Cumhuriyet yaralarını saracak ve onu yeniden ayağa kaldıracak, Milletler
camiası içinde layık olduğu yere taşıyacak ekonomik savaşını vermeliydi artık.
Ama ekonomik yapımız, uzun süren savaşlar dolayısıyla ne yazık
ki bitmiş, tükenmiş vaziyetteydi.
23 Nisan 1920 de Ankara’da toplanan TBMM, 2 Mayıs 1920 de 11
bakandan oluşacak hükümetin kurulması ile ilgili 3 numaralı Kanunu kabul etmişti.
Bu hükümette bir de İktisat Bakanlığı bulunmaktaydı.
Tasarlanmasında ve örgütlenmesinde İktisat Vekili Mahmut Esat
Bozkurt belirleyici rolü olan İzmir İktisat Kongresi, Mustafa kemal’in açış konuşmasıyla
başladı. Çalışmaları daha sonra Kazım Karabekir yürüttü.
Hükümetin programında mali ve ekonomik meselleler üzerinde
önemle durulacağı da belirtilmişti. Ancak 1920 - 1922 yıllarında Türkiye, Kurtuluş
Savaşı içinde bulunduğundan TBMM’nin bu dönemdeki başlıca amacı yurdu istiladan
kurtarmaktı. Savaşın gerektirdiği nedenlerle de hükümet o sıralarda üretim ve endüstriye
yatırım yapacak durumda değildi. Ancak yönetici kadro zaferden sonra ilke olarak
siyasi ve ekonomik bağımsızlığı öngörmüştü.
Lozan Konferansına ara verildiği sırada İzmir İktisat Kongresi
1135 delege ile 17 Şubat- 4 Mart 1923 tarihleri arasında toplandı. İzmir İktisat
Kongresinde yeni Türkiye’nin ekonomik sorunları tartışıldı. Ayrıca, Lozan’da istenilen
kapitülasyonlar ve diğer imtiyazların kabul edilemeyeceği, ifade ediliyordu.
Bu kritik devrede, ekonomik sorunları düzenlemek için kararlar
alan İzmir İktisat Kongresinde savaşlardan yorgun çıkan halka ekonomik yön vermek
ve harap olan yurdu kalkındırmak için yapılması gerekenleri tespit etmek amaçlanıyordu.
İzmir İktisat Kongresi sonunda; kongreye katılanlar oybirliği ile MİSAK-I İKTİSADI
kabul ederek, modern ve müreffeh Türkiye için canla başla çalışmaya and içti.
Kongrede alınan başlıca kararlar:
1.
Ham maddesi yurt içinde olan endüstri
kollarının kurulması.
2.
Özel girişimcilerin desteklenmesi
3.
Yatırımcılara kredi sağlayacak
bankaların kurulması,
4.
Günlük Tüketim mallarına öncelik
verilmesi,
5.
Önemli kuruluşların ulusallaştırılması,
6.
Sanayiye özendirici yasaların
çıkarılması, özellikle Gümrük tarifelerinin ulusal sanayinin kalkınma gereksinmelerine
göre değiştirilmesi,
7.
Yerli malların karada ve denizde
ucuz tarife ile taşınması.
Bu noktada, Mustafa Kemal’in bu
kongrenin açılış konuşmasından bir paragraf çok önemlidir.
“…Filhakika bir devlet ki kendi tabasına vazettiği bir vergiyi
ecnebilere vazedemez. Gümrük muamelatını, rüsumunu memleketin ve milletin ihtiyacına
göre tanzim etmekten memnudur. Bir devlet ki,
fazla olarak ecnebiler üzerinde hakkı kazasını tatbikten mahrumdur.
Böyle bir devlete bittabi ki müstakil denilemez. Devletin ve milletin hayatına
vuku bulan müdahelat yalnız bu kadar da değil. Doğrudan doğruya milletin ihtiyacı
hayatiyetsinden olan mesela şimendifer yapmak için. Mesela fabrika yapmak için,
mesela her şey yapmak için devlet serbest değildi.
Behemehal müdahale vardı. Binaenaleyh, hayatını temelinden men ettirilen
bir devlet müstakil olabilir mi? Arz
ettiğim gibi hakikatte devlet istiklalini çoktan kaybetmişti.
Ve Osmanlı ülkesi ecnebilerin serbest müstamersinden başka bir şey değildi.
Ve Osmanlı halkı içerisinde Türk milleti de tamamen esir bir vaziyete getirilmişti. Bu netice arz ettiğim gibi milletin
kendi iradesine ve kendi hâkimiyetine malik bulunmamasından ve bu irade ve hâkimiyetin
şunun bunun elinde istimal edile gelmiş olmasından neşet ediyor, o halde katiyetle
diyebiliriz ki biz milli bir devir yaşamıyorduk ve milli bir tarihe malik bulunmuyorduk.
…”
Atatürk’ün konuşma metnindeki ifadesini günümüz Türkçesiyle
özetleyecek olursak: Osmanlının, siyasi ve ekonomik açıdan tam bağımsız olmadığını
söylüyor ve “TAM BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE” arzu ediyordu.
Savaş alanlarının askeri dehası, şimdi ekonomi alanlarının dehalığını yapıyordu.
Bu yeni savaşta, Ülkeler arasındaki mal, araç ve yolcu trafiğini
düzenleyen Türk Gümrüklerinin hem mevzuat, hem teşkilat ve hem de uygulamalar bakımından,
yeni Ulus Devletin bu konumuna ve felsefesine uygun şekilde yapılandırılması da
gerekiyordu.
Türk Gümrük İdaresinin Tarihsel süreci neydi?
Osmanlıdan, Cumhuriyete ve bugüne kadar gümrük teşkilatının
idari yapılaşmasını ve bu meyanda gümrük işlemlerine ilişkin yasal düzenlemeleri
ve bunun yanı sıra kaçakçılıkla mücadelede kat edilen yollara kısaca değinecek olursak;
1.
Osmanlı Devletinin Tanzimat Öncesi
döneminde; Gümrük resimlerinin İltizam usulüyle (Devletin
kendisine ait vergi gelirlerini toplama hakkını muayyen bir bedel karşılığında şahıslara
ihale etmesine “iltizam”, iltizama verilen gelir kaynağına ise “mukataa” denir.
Mukataayı alan kimseye o malın mülkiyeti değil, sadece daha önceden tespit edilmiş
olan vergi gelirini toplama hakkı, bir miktarı peşin ödenmek kaydıyla ihale edilirdi.
İltizam sistemi zaman içinde bozulmuş ve Tanzimat ile birlikte kaldırılmıştır. )
veya Emanet Usulüyle toplandığı bir dönem görüyoruz. Suiistimaller ve kötü yönetimler
nedeniyle bir ara diğerinin geçerli olduğu bir dönem yaşanıyor.
2.
Emanet usulünün yürürlükte olduğu
dönemlerde doğrudan Hazineye bağlı olan Gümrük Eminleri topluyor vergileri. Tabii
haliyle bir dağınıklık var. 1859 yılında tüm gümrük eminleri İstanbul Gümrük Emini’ne
bağlanarak “Rüsumat Emaneti” kuruluyor. Osmanlı İmparatorluğunda, Gümrüklerle ilgili
olarak 18959 yılında yeni düzenlemelerin yapıldığına ve Gümrük Müfettişliliğinin
de ilk olarak bu tarihte ihdas edildiğine
dair bilgiler, İkinci Meşrutiyet döneminde 1914 yılında yayınlanmış olan Rüsumat
Salnamesinde bulunmaktadır. 1861 de
artan giriş vergileri ve bunun sonucu doğan kaçakçılık artışı dolayısıyla, Rüsumat
eminine bağlı Gümrük Muhafaza Teşkilatı kuruluyor. Kaçakçılıkla mücadele, çıkarılan
bir iki nizamname ile yürütülüyor.
3.
Tanzimat sonrası dönemde ise;
1909 yılında çıkarılan bir nizamname ile Rüsumat Emaneti kaldırılıyor ve Gümrükler
Maliye’ye bağlanıyor. Gümrük tekniği ile ilgili ciddi çalışmalar yapılıyor ve ilk
kez beyanname sistemine geçiliyor. Bu dönemde görüyoruz ilk Gümrük Komisyonculuğu
mesleğinin atalarını. 1916 tarihli ilk Gümrük tarifesini ve ardından da 1918 tarihli
ilk Gümrük kanununu görüyoruz.
4.
Cumhuriyet dönemi her alanda olduğu
gibi, gümrüklerimiz konusunda da önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönem olmuştur.
Çünkü Devleti kuran irade bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıktan ve bunun da gümrüklerden
geçtiğini çok iyi biliyordu. Lozan anlaşmasına bağlı Ek Ticaret Anlaşması dolayısıyla
bir bekleme dönemi var. İlk Tarife Kanunumuz, 1.10.1929 tarihli ve 1499 sayılı. Bu ilk Türk Gümrük Tarifesi Kanunu ve
İthalat Umumi Tarifesi spesifik sistemi esas alıyor. Bu tarifenin başlıca özelliği
bağımsız, tek dereceli ve azami bir tarife olması, mali ve koruyucu amaçları bir
arada toplamasıydı. Bu tarife ile gümrük resimleri artıyor ve korumacılık dönemi
başlıyor. Bu tarife uygulaması dolayısıyla Güney ve Güneydoğu sınırlarımızda başlayan
kaçakçılık faaliyetlerini önlemek için 2.6.1929 da 1510 sayılı ilk Kaçakçılığın
Men ve Takibi Kanunu yürürlüğe konuluyor. 27.7.1931 tarihli ve 1841 sayılı kanunla
yarı askeri nitelikte Gümrük Muhafaza Umum Kumandanlığı kuruluyor. Adım adım gümrüklerini
düzenlemeye başlayan Genç Cumhuriyet tarihsel süreçte ilk defa gümrük teşkilatını
Maliye Bakanlığı dışına çıkartarak müstakil bir bakanlık halinde teşkilatlandırılmış
ve 30.12.1929 da 1909 sayılı kanunla Gümrük ve İnhisarlar Vekâleti kurulmuştur.
Kaçakçılıkla mücadele de bu Bakanlığın bünyesine verilmiştir. 12 Ocak 1932 tarih
ve 1917 sayılı Kanun ve 24 Temmuz 1931 tarih ve 1841 sayılı kanuna müzeyyel Kanunla
Gümrük Muhafaza Umum Kumandanlığı ve 29 mart 1932 tarih ve 1989 sayılı kanunla da
Maliye Bakanlığına bağlı olan Tekel İdare ve İşletmeleri de bu Bakanlığa bağlanarak
Bakanlığın kuruluşu tamamlanmıştır. Cumhuriyeti kuran kahramanlar, kaçakçıları yabancılarla
birlikte memleketimizi yıkmak isteyenler olarak görüyorlardı. Mevcut Gümrük ve Tarife
Kanununa aykırı hareketler 7.1.1932 tarihinde çıkarılan 1918 sayılı Kaçakçılığın
Men ve Takibine Dair Kanun ile sıkı müeyyideler altına alınıyor. Mesela, kaçakçılık
davaları tutuklu olarak devam ediyor. Cezalar tecil edilmiyor, Sürgün cezası var,
el koyma ve müsadere var. Teşebbüs bile suç gibi ceza görüyor. İhtisas Mahkemeleri
kuruluyor v.s. Değişen ekonomik şartlar
karşısında 1918 yılına ait Gümrük kanunu yetersiz kaldığından yeni şartlara uygun
bir Gümrük kanunu hazırlanmasına ihtiyaç duyuluyor 11.5.1949 tarihinde 5383 sayılı
Cumhuriyetin ilk Gümrük Kanunu yapılıyor. Savaş
sonrası ekonomik bunalımın atlatılması için ülkemizde yapılan çalışmalara paralel
olarak, diğer ülkelerde de yoğun bir çalışma yapıldığı, savaştan yorgun çıkan ülkelerin
gerek kemdi çabaları ve gerekse çok taraflı ilişkilerle ekonomilerini düzeltmeleri
ihracatlarını arttırmaları ve kaynaklarını en iyi şekilde kullanmaları amacıyla
yapılan bu çalışmalar sonucunda 1947 yılında Cenevre’de Gümrük tarifeleri genel
Anlaşması (GATT) imzalanarak 1948 yılında yürürlüğe konulmuştur. Bu çalışmalara
paralel olarak gümrük mevzuatının basitleştirilmesi, formalitelerinin azaltılması
ve mevzuat uyumunun sağlanması amacıyla yapılan çalışmalar sonucu 1950 yılında Brüksel’de
Gümrük İş Birliği Konseyi kuruldu. Ülkemiz bu konseyin ilk ülkeleri arasında yer
almıştır. Ayrıca o dönemde hazırlanan Nomenklatör ve Kıymet Sözleşmelerine 7.1.1955
tarihli ve 6290 sayılı Kanunla dahil olunmuştur. Böylece ülkemiz, spesifik tarifeden
çıkarak yerine kıymete dayalı kıymet esasına dayalı vergilendirme dönemine geçilmiştir. 1931 yılında kurulan yarı askeri nitelikteki
Gümrük Muhafaza Umum Kumandanlığı, 16.7.1956 tarihinde 6815 sayılı kanunla kaldırılarak;
Gümrük kapılarıyla gümrük teşkilatı bulunan hava ve deniz limanlarıyla Marmara Denizi,
Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarında ve bu yerlerdeki gümrük bölgelerinde Gümrük
muhafaza vazifeleriyle, kaçakçılığın men, takip ve tahkik görevleri Gümrük ve İnhisarlar
Vekâletine devrediliyor. Umum Kumandanlık ismi de Gümrük Muhafaza Müdürlüğü oluyor.
Yani sivilleşiyor.
5.
Değişen ekonomik şartlara uyum
sağlayamayan 5383 Sayılı Gümrük Kanunun yerine 1973 yılının Şubat ayında 1615 sayılı
Gümrük Kanunu yürürlüğe giriyor. Bu kanunun kabul gerekçesinde: “…. Ancak bugün
için milletlerarası ticari ve iktisadi münasebetlerin gösterdiği istikamet ve gelişme
bazı milletlerarası teşekküllere katılmış bulunmamız ve nihayet yerli sanayimizin
gelişmesi ile bugünkü ihtiyaçları ve ihracatımızın geliştirilmesi imkanların sağlanması
gibi nedenlerle ….” denilmiş ve bu yeni kanunla, “….gümrük vergisi yükümlüsünün,
gümrük hattından eşya geçiren gerçek veya tüzel kişi olduğunu, gümrük vergisinin
matrahının, eşyanın satış bedeli olduğu, vergiyi doğuran olayın ise vergiye tabi
malları Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Hattından geçirmek üzere gümrük idarelerine yapılan
beyan olarak hüküm altına almıştır. Daha modern ve GATT esasları çerçevesinde
hazırlanan bir kanun. Bu dönemde Bakanlık yapısında yeni oluşumlar görüyoruz. Bazı
yeni genel Müdürlükler, Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğü, Kontrol Genel Müdürlüğü,
Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, Tasfiye İşleri Genel Müdürlüğü, Personel ve Eğitim
genel Müdürlüğü kuruluyor. Bu arada, 1978 yılında Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müsteşarlık
Makamı'na bağlı olarak 03.12.1978 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelikle
Gümrük Kontrolörleri Kurulu’nun ve daha sonraki yıllarda da Kontrol Genel Müdürlüğü
ve Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüklerine bağlı Kontrolörler Kurulu Birim Başkanlıklarının
kurulduğunu görüyoruz. 1983 senesinde,
Gümrük ve Tekel Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı kaldırılmış ve her iki Bakanlığın
merkez ve taşra teşkilatı 13.12.1983 günlü 178 sayılı Kanun Hükmüne Kararname ile
kurulan Maliye ve Gümrük Bakanlığına bağlanmıştır. 2.7.1993 günlü 485 sayılı “Gümrük
Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” uyarınca
1993 yılında Gümrük teşkilatı Başbakanlığa bağlı müstakil bir Müsteşarlık olarak
yeniden organize edilmiştir. Anılan
Kararnamede Müsteşarlığın kuruluş amacı: “…. Gümrük ve Gümrük Muhafaza hizmetlerini
düzenlemek ve yürütmek, kaçakçılık fiil ve teşebbüsleri ile mücadele etmek üzere,
Başbakanlığa bağlı Gümrük Müsteşarlığının kurulmasına, teşkilat ve görevlerine ilişkin
esasları düzenlemektir.
6.
Cumhuriyet döneminin yakın tarihi
içinde Gümrük teşkilatı açısından gerçekleştirilen en önemli çalışmalardan birisi
de Avrupa Topluluğu ile Türkiye arasında sağlanan “Gümrük Birliği” konusunda olmuştur. Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu
arasında 1.1.2.1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması ile başlaya, 23.11.1970
tarihinde imzalanan ve 1.1.1973 tarihinde yürürlüğe giren katma Protokolle devam
eden bir sürecin sonucu olarak, Türkiye- Avrupa Topluluğu 36.ncı Ortaklık Konseyinin
6.3.1995 günlü Kararı ile 1.1.1996 tarihinde başlamak üzere taraflar arasında bir
“Gümrük Birliği” tesisi öngörülmüştür.
Avrupa Birliğine giden süreçte de, AB normlarına uygun olarak hazırlanan ve 5.2.2000
de yürürlüğe giren:
■ AB mevzuatına
uyumlu,
■ Kaynakların daha
verimli olarak kullanılmasını sağlayan,
■ Basit ve kolay anlaşılan,
■ Bürokratik formaliteleri en aza indiren,
■ Vatandaşa güveni esas alan,
■ Eşyanın ekonomiye süratle kazandırılmasını amaçlayan,
■ Türk müteşebbisin rekabet gücünü arttıran,
■ Uluslararası ticarete uyum sağlayan,
■ Seçici ama daha etkili gümrük denetimi sağlayan,
■Gümrük işlemlerinin bilgisayar ortamında yapılmasını ana hedef
belleyen, halen kullanmakta olduğumuz 4458 sayılı Gümrük Kanunu hazırlanıyor.
Diğer taraftan 4926 sayılı 10.7.2003 tarihinde yürürlüğe giren
ve daha ziyade ekonomik suça ekonomik cezayı öngören,
ihracat ve ithalata yönelik cezaları yeniden düzenleyen, Kaçakçılıkla
Mücadele Kanunu kabul ediliyor. Bu
yasa yürürlüğe girdikten sonra 4 yıl bile geçmeden 5607 sayılı 21.3.2007 tarihli
yasa ile bütün gümrük suçlarına daha ağır hürriyeti bağlayıcı cezalar getiren yeni
bir hukuki düzenleme yapılıyor.
7.
Bugün Türk Gümrük İdaresi, Merkez
ve Taşra teşkilatı ile Avrupa Birliğine bütünleşme yönünde öngörülen bütün düzenlemeleri
yapmış, Otomasyon ve Modernizasyonunu tamamlamış, uzmanlaşmış personeli ile çağdaş
ve modern gümrük idaresi haline gelmiştir.
*: Detaylı bilgi aşağıdaki eserlerden edinilebilir:
1.
ATAN, Turhan, (1990), Türk Gümrük
Tarihi: Başlangıçtan Osmanlı Devletine, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
2.
ATAN, Turhan, (2007), Türk Gümrük
Tarihi: Osmanlı Gümrükleri, Gümrük Müfettişleri Derneği, Ankara.